|
BÜTÜN YOLLARIN KESİŞTİĞİ NOKTA İLAHİ HUZURDUR |
|
|
TASAVVUF SOHBETLERİ
|
|
Yazar: ALPEREN GÜRBÜZER
|
|
Cuma, 14 Aralık 2007 |
Çeşitli sebeplerle yola çıkılır, kafileler yollara dizilir kimi ilim, kimi filim, kimi dost, kimi ticaret, kimi maç vs. için. Hülasa-ı kelam insanoğlu dünden bugüne ve kıyamete kadar turlayacak, bu kaçınılmaz. Peki, bu turların sonu nereye varacak? Cevabı çok basit. Bakın Kur’anü’l Mucizü’l Beyan ne diyor: —Hepiniz Allah’dan geldiniz Allah’a döneceksiniz buyuruyor. İşte bütün yolların kesiştiği nokta İlahi huzurdur. Mahkemi-i Kübrada tek geçerli berat yani kurutuluş akçesi iman, kalbi selim ve güzel ahlaktır. İnsanoğlu bu dünyada dolaşsın turlasın, ama başıboş dolaşmasın. Dolu başakların başı eğiktir, dolu olmayanların başı diktir, fakat boştur. Dolayısıyla yeryüzünde tevazu ile gururlanmadan seyahat edelim. Kendi kendimize; ‘mağrurlanma padişahım senden büyük Allah var’ diyelim. Nitekim dolu dolu veya doyasıya diye nitelendirilen yolculuklar şunlar: —İlim yolculuğu, —Sıla-i rahim, —Dost ziyareti, —Hac yolculuğu, —Cihad yolculuğu,(Allah Rasulü(s.a.v); Ümmetimin seyahatı Allah yolunda cihattır buyurdu.) — Hizmet yolculuğu, —Sağlık için, tedavi olmak için çıkılan yolculuk, —Helal rızık için yapılan ticaret yolculuğu, —Tefekkür için, ibret için yolculuk vs. Bütün bunlara ilave edilmesi gereken şüphesiz en iyi seyahat bir Allah dostunu ziyaret İçin yapılan yolculuktur. Allah Rasulü(s.a.v); Din kardeşini Rıza-i Bari için ziyaret eden cennetliktir buyuruyor. Bir kardeşini ziyarete gidene kimsenin yoluna Allah meleklerden bir bekçi koyar. Melek Adama: —Nereye böyle? Diye sorar. Adam: —Kardeşimi ziyarete gidiyorum der. Melek: —O senin yakının olduğu için mi? Adam: —Hayır der. Melek; —Yoksa bir dünyalık menfaatin mi var? Adam: —Hayır. Ben onu Allah rızası için ziyaretine gidiyorum deyince Melek: —Allah sana mübarek etsin. Sana, senin o adamı sevdiğin gibi Allah’ında seni sevdiğine Haber vermeye geldim der(Hadis) Kamil mürşide zahiren yolculuk hoş olduğu gibi, manende kalbindeki nur ve feraset İlmine ulaşmak için gönlüne seyr-ü sefer eylemeli. Çünkü ilimlerin en üstünü marifetullah (Allah’ı tanıma) ilmidir. Habir b. Abdullah(r.anh) bir hadisi işitmek için bir aylık yolculuk yapmış, işte gerçek Yolculuk bu, ilim uğruna göze alınan seyahat, ne güzel ihlâs ve samimiyet örneği. Rasul-i Ekrem(s.a.v) bu yüzden; Kim kırk gün Allah için ihlâsla amel ederse kalbinden diline doğru hikmet pınarları fışkırır buyurmuşlardır. YOLLAR AYNI ZAMANDA İRŞADA VESİLEDİR Tekkeler marifetullah ilminin tahsil edildiği mekânlar, onun için Tekkeyi bekleyen çorbayı içer denilmiş dilden dile.. Mevlana Halid Zülcenehayn Musulda doğup ve büyüdü, Irak’ın Süleymaniye medresesinin müderrisi idi. Ancak sürekli kalbinde birşeylerin eksik olduğunu hissediyordu, ledünni ilme hevesi artmaya başladı, karar verdi yola çıkmaya, uzaklara gidip ruhunun enginliğindeki susuzluğu giderecek kaynak aramaya. İlk evvela Mescid-i Nebeviyi ziyarete koyuldu, yolda Şam’a da uğradı Bir Kadiri Şeyhinden icazet aldı, ardından o kutsal topraklarda Yemenli bir salih zatla karşılaştı etkilendi ve irşad etmesini talep etti kendisinden. Yemenli Zat O’na şöyle nasihatta bulundu: —Mekke’ye var Kâbe’yi ziyaret et, fakat mantığına ters gelen durumlarla karşılaştığın Zaman itiraz etme dedi. Mevlana Halid Zülcenaheyn peki deyip, Mescid-i Haram’a geldi, tavafını ve namazını eda ettikten sonra sırtı Kâbe’ye dönük, elinde Delail’ül Hayrat okuyan bir adam gördü taacübüne gitti, kendi kendine; —Ya hu! Bu adam nasıl olurda arkasını Kâbe’ye doğru edebe mugayir olarak oturabilir Diye düşündüğünde, biranda gözgöze geldiler. Adam der ki: —Sen Allah katında mü’minin kalbini Kâbe’den üstün olduğunu bilmiyor musun? Hem sen Medine’de sana tenbih edilen nasihatı ne çabuk unuttun deyince Mevlana Halid dizinin önüne çöküp, eline sarıldı, kalbindeki ateşin dindirilmesini istedi.  O zat, ya da bir Allah adamı meczub: -Senin irşadın bu diyarda değil Hindistan’da.. Bekle taki ordan işaret gelince oraya Yolculuk yap, irşad ediciyi orada ara dedi. Mevlana Halid Hac vazifesini bitirince Şam’a dönüp, Muhammed Derviş Azimabadi Hz.leri ile görüştü, O’da tıpkı Beytullah’daki meczub gibi Hindistan’ı işaret etti(Abdullah Dehlevi Hz.lerini), burdan tekrar Süleymaniye’ye gelerek tekrar ders okutmaya devam etti. Ders okutuyor, ama bir yandanda Hindistan’dan gelecek haber beklentisi ile içi alev alev yanıyor. Nihayet Abdullah Dehlevi Hz.leri bir sofisi vasıtasıyla o’nu çağırdı..Derken ver elini Hindistan’a. Yine yollara revan oldu, Hindistan’a yaklaştıkça heyacanı büsbütün arttı. O’nu görünce intisap etti. İlk iş tuvalet temizliği ve diğer dergahın hizmetleri.. Yedi sene dergâhın su işlerini, yedi senede tuvalet temizliği yaptı dile kolay. Abdullah Dehlevi Hz.leri pencereden avlusuya baktığında Mevlana Halid’in işlerini Meleklerin gördüğünü görünce çağırır: — Evlat! Allah sana mübarek etsin, gurur ve kibiri ayakların altına aldın, işini melekler görür oldu, der ve atın üzengisinden tutar artık irşad et diye yola uğurlar. Gerçektende nefsin kibrini kıracak kıracak hizmetlerde piştikten sonra, çift kanatlı anlamında Zülcenaheyn oldu. Önceden tek kanatlı idi, şimdi ise çift kanatlı. Üstelik beş tarikatı aliyye’den halifelik icazeti aldı ve mürşidin izniyle Süleymaniye’ye geri döndü. Ve irşad kutbu oldu. Mevlana Halid dörtyüz halife yetiştirdi. İçlerinden üç tanesi itiraz ettiklerinden tard edildiler. Akşam namazından sonra tesbihat sırasında; ‘Allahümme ecirnaminennar’ derken eller aşağıya indirilmesi gerekirken yukarıya kaldırırlarmış, ikaz edilir fakat itirazlarını devam ettirirler bunun üzerine merdud edilince, Mevlana Halid’in mürşidi Abdullah Dehlevi Hz.lerine afları için iltica ederler. Abdullah Dehlevi Hz.leri derki; —Vallahi benim yanımda bir şey kalmadı, bütün nisbeti alıp götürdü, siz buraya boşuna geldiniz, bende bir şey kalmadı der. YOLLARDA KIBLE TAYİNİ Yolculukta en önemli hususlardan biride konaklayacağımız yerlerde kıble tayinidir. Mola verdiğimiz yerde mihrab varsa, kıble araştırmasına gerek yoktur. Şu temel kaidedir; Kıble tayininde bir bilene sormak arştırmaktan önceliklidir. Güvenilir olmayan kimselere kıble sorulmaz. Malum olduğu üzere güvenilir olmayanlar: —Fasık, —Çocuk —Kâfir vs.’dir. Güvenilir birini bulamayan şu delillere başvurur: —Çobanyıldızı, —Güneş, —Kutup yıldızı, —Doğudan esen rüzgâr, —Batıdan esen rüzgâr vs. Bu delillerden en zayıf delil rüzgâr, en kuvvetlisi ise kutup Yıldızıdır. Kutup yıldızı yedi küçük yıldızdan ibaret olup, yön tayininde bölgelere göre değişir.. Nasıl ki hilal oruç tutmada bir mihenk taşı ise, kutup yıldızıda namaz için bir göstergedir Allahü Teala; Yıldızlarıda onlarla yol bulasınız diye halk ettim buyuruyor. Demek ki; yıldız pusula görevi yapıyor adeta.. Bir kimse soracak adam bulamayıp araştırmasına dayalı namaz kılarda, kıbleye isabet etmediği sonradan anlaşılınca kıldığı namaz caizdir, iadeye gerek yoktur. Çünkü Hz.Ali(k.v); Araştıranın kıblesi niyet ettiği yöndür buyuruyor çünkü. Ancak bir kimse soracak kişi olduğu halde, araştırmasına göre kılıpda isabet etmezse namaz sahih değildir. Kıbleyi sormada yer halkından olması şarttır. Bir kimse araştırmaksızın kıbleye isabet etse de namaz caiz değildir, nedeni araştırma farzını terketmiş olmasından dolayıdır. Kişi; güneş, ay, yıldız ve emsali delilleri bilmemek hususunda mazur sayılamaz, ama astronomi ilminin tüm inceliklerine vakıf olmak şart değildir. Bu konularda aciz olanın kıblesi gücü yettiği kadar olan yönüdür.. Namazda rey’i, yani görüşü değişen bir kimse aklının kestiği tarafa derhal dönmeli, eğer bir rükun eda edecek kadar durursa namaz bozulur. Normal durumlarda bir kimse özrü yoksa namazda göğsünü kıbleden çevirse namaz bozulur, sadece yüzünü çevirirse kıbleye dönmesi yeterlidir. Yolculukda kendi aralarında kıble hususunda ihtilafa düşerlerse namazlarını ferdi kılarlar. Aslolunan namazda Kâbe’nin bir parçasına ve gökyüzündeki boşluğuna isabet ettirmektir. Kâbe yönü pusula ile de tesbit edilebilir. Yolculuk esnasında zaruret bulunmadıkça yürür halde veya binek (araba) üzerinde farz ve vacip namazlar kılınamaz. Fakat yerde duran arabanın şekli bir sedir ve tahta gibi düz, namaz kılmaya müsait tarzda ise kılınabilir. Yine farz namazı bir özür sebebiyle hayvan üzerinde (günümüzde ulaşım vasıtaları) gücü yettiği tarafa yönelerek kılınabilir. Bir kimse hastalığından dolayı kendisine yardım edecek kimse yoksa, gücü ölçüsünce kıbleye yönelip namazını kılabilir.. Farz olan bir namazı, yer çamurlu ise hayvanı(arabasını) durdurup kıbleye dönerek hayvan(arabası düz tahta şeklinde ise) üzerinde namaz kılmak caizdir. Bir kimse özürsüz şehir dışında yani yolculukta binek üzerinde istediği istikamette nafile namaz kılabilir YOLLARDA İBADET DURUMLARI Yolculuk diye namazı terketmemeli. Çünkü namaz vuslata yolculuktur. Sahabe-i Kiram cephede çarpışırken bile namazı ve cemaatı terk etmemişler. Bir grub sahabi düşmanla çarpışırken saf tutup namaz kılıyor, geri çekilip tekrardan düşmanla çarpışıyor, sonra ateş hattında bulunan diğer gurup gelip namaza duruyordu. Yollar üzerinde hanlar, hamamlar, kervansaraylar, eğlence mekânları, mabedler(camii, kiliseler) vs. mevcut. Heran her durumda tavır almamız gereken kaideleri bilmezsek yolculuğumuz murad edilen şeyin dışına taşabilir. Mesela müslümanı Havra, ya da Kilise’ye girmemesi gerektiğini bilmesi gerekir, mabede girme hakkı olmadığı yönünden değil, şeytanların toplandığı yer bakımdan, hem de resim ve heykellerle donatıldığından dolayıdır. Yine yol güzergahları meyhanelerden arındırılmış değil, bu yüzden meyhanede kılınan namaz mekruh olduğunu bilmeli. Müzik çalgı sesleri zihinsel meşgul ettiği gibi rahmani olmayan ortam da sözkonusu.. Eskiden bineklerimiz deve türü hayvanlardır. Rasulüllah(s.a.v); Develerin çöktüğü yerlerde namaz kılmayın. Çünkü develer şeytandandır buyurdu. Koyun ağılların sorduklarında da cevaben; Oralarda namaz kılın zira onlar bereketten yaratılmışlardır(Müslim) buyurdular. Develerin şeytanlardan diye telaffuz edilmesinin anlamı şeytana benzer sıfatta ürkek ve eziyetçi özelliği sahip olmalarındandır. Ki; namaz kılan kimse onların ürkerek namazını bozduracağından emin olamaz, aklı hep meşgul eder, bu yüzden develer koyunlardan bu yönleriyle ayrılır. Dolayısıyla hadis-i şerif gereği onların çöktüğü yerde namaz kılmak mekruhtur. Ancak develerin temiz olan ağıllarında namaz kılmak mekruh değildir. Hayvanların boğazlandığı mezbaha türü yerlerdede kılmak mekruh. Yollarda da temizliğe riayet şart, çünkü yollar pisliklerden ve idrardan hali değildir. Bu yüzden yolun üst ve alt kısmında namaz kılmayı mekruh saymışlar âlimler. Çöplüklerde genelde yol üzerinde bulunurlar ve karasineklerin barındığı yerlerdir, dolayısıyla temiz yaygı sermeksizin namaz kılınırsa mekruhtur. Yol da konakladığımızda ihtiyacımızı gidermek için tuvalete ister istemez girmek zorundayız. Dolayısıyla tuvaletin kapısında ve yerinde namaz kılmamalı. Çünkü dinimiz tuvalette Allah’ı zikretmeyi men edince, haliyle namaz kılmanın yasaklanması daha kuvvetli muhtemel. Değirmende gürültü zihni meşgul edip huşumuzu bozacağından namaz kılınması mekruhtur. Yolculuğumuz süresinde gasp edilmiş araziyede denk gelebiliriz, buralarda kılınabilir, çünkü yasak namazın kendisine ait değil, günah olmakla birlikte namaz sahihtir. Zira gasp edilen yere konulmuş mescidde namaz kılmak ta sahihtir. Yani başkasına ait olan yerde sahibinin rızasıolmaksızın kılınan namaz mekruhtur. Birgörüşe görede eğer yer ekilmemişse ve müslümana aitse kerahat yoktur, gayri müslime aitse gayri müslimin rızalığı olmayacağı malum, onun için caiz değildir. Konaklayacağımız yerlerde banyo ihtiyacımız sözkonusu olabilir. Dikkat etmemiz gereken hamamların şeytanların sığındığı ve avret yerlerinin açılma ihtimalinin bulunduğu, kullanılmış suların döküldüğü yerler olması dolayısıyla namaz kılmak burada da mekruhtur. Ancak hamamda namaz için hazırlanmış bir bölüm varsa kılmakda mahzur yoktur. evimizdeki banyolarda da namaz kılmak mekruhtur bu böyle biline.. Yol üzerinde yer yer kabristanlardan geçeriz, hatta türbe yerlerini ziyaret ederiz. Kabir ziyaretine gittiğimizde kabirde yatanların yerine kendimizi koyarak davranalım ki gönlümüz yumuşasın, vücut iklimimizde değişiklik gerçekleşebilsin. Kabir namaz kılanın önünde olursa namaz kılmak mekruhtur. Müslümanlar Hac yolculuğunda Kâbe’ye yüzünü sürmek için can atarlar, fakat dikkat gerektiren bir husus da; Kâbe’nin üzerinde kılmanın saygısızlık ve mekruh olduğunu bilmektir. Fakat Kâbe’nin içinde, önünde, arkasında kılmak caizdir. Kâbe’nin içi de cemaatlada olsa namaz sahihtir. Kâbe’nin içinde namaz kılanın, Makam-ı İbrahim arkasında ve tavaf yerlerinin etrafında kılanların önlerinden geçmek yasak değildir. Çünkü tavaf namazdır, sanki önünde namazların safları varmış gibi olur. Mekke’de yaşayanlar için Kâbe’nin herhangi birtarafına yönelerek namaz kılarlar, onun için Kâbe’nin aynına isabet şarttır. Mekke’nin dışında aynına isabet şart değildir. Doğu ile batı arası bütününe şamil sayıldığından doğu ile batı arası kıble sayılır.. Kâbe bir binadan ibarettir. Kâbe yıkılsa namaz kılmayacakmıyız, elbette kılacağız. Çünkü Kâbe yedikat yerden Arş-ı A’la’ya kadardır. Bir kimse yüksek dağların tepesinde ve derin kuyularda namaz kılsa caizdir. Demek ki Kâbe’den maksat binanın yeridir. Yola çıkmadan iki rekat yolculuk namazı kılmalı ilk rekatta fatihadan sonra Kafirun ve ihlas surelerini okunması müstehap olup namazın ardından yolun şerrinden korunmak için dua ve niyazda bulunup Ayetel kürsi, Kureyş surelerini, sabah akşamda üçer defa ihlas, felak ve Nas surelerini ihmal etmemeli Yine yola çıkmadan önce sünneti seniyye gereği önce kalp sükunetini yakalamalı, makas, iğne iplik, ayna, tarak, tırnak makası, misvak vs. gibi her an gerekli malzemeleri ve teyemmüm için kiremit, tuğla cinsinden maddeleri yanımızda bulundurmalı, ardından çoluk çocuğun nafakasını temin etmeli, anne ve babanın gönüllerini hoş etmeli, fakirlere de imkanlar ölçüsünce sadaka vermeli(Bir sadaka yetmiş belayı def eder(Hadis)), vedalaşırken aile efradını Allah’a emanet etmeli, yani Allah’a emanet olun demeli. Hz.Ömer’in yanına çocuğu ile birlikte bir adam gelir, Hz.Ömer’in dikkatini çeker der ki; —Ne kadarda birbirinizi benziyorsunuz Adam: —Ey Mü’minlerin emiri sana bu çocuğun duumunu müsadenizle anlatmak istiyorum Deyince, Mü’minlerin Emiri anlatmasına izin verir ve sözlerine şöyle devam eder; Bu çocuk ben yolculuğa çıkarken annesinin karnında idi. Vedalaşma aşamasında annesi bana: —Beni hamile haldemi bırakıp gidiyorsun demişti. Bende: —Karnındaki çocuğu Allah’a emanet ediyorum, yani Allah’a ısmarladık deyip ayrıldım Oradan. Geldiğimde eşim ölmüştü, yakınlarımla konuşurken az ötede Kabrin üzerinde bir ateşin parladığını gördüm, sordum: —Bu ateş neyin nesi? Diye Dediler ki: —Bu senin ölen hanımının mezarında hergün gödüğümüz ateş dediler. O zaman onlara: —Ama benim eşimin ibadetlerinde geri durmazdı, iyi bir kadındı dedim ve ardından merakımı yenmek için elime kazmayı alıp mezarı eştiğimde bir de ne göreyim içinde bir ışık yanıyor ve çocuk da orada yuvarlanıp duruyor.. O esnada gaibten bir ses bana: —Bu senin bize emanet ettiğin çocuk, eğer annesinide bize emaet etmiş olsaydın sağ Salim onuda bulurdun. İşte Allah’a emanet bu. NitekimRasulü Ekrem Cübeyr b. Mutim’e: —Ey Cübeyre! Bir yolculuğa çıktığın zaman en bereketli kimse olmak istermisin? Deyince Elbette Ya Rasulullah! Dedi. Bunun üzerine Rasulü Ekrem şöyle dedi: - O halde şu beş sureyi oku, bunlar kafirun, İzacae, Nasrullah, İhlas, Felak ve Nas sureleridir. Her sureye besmele ile başla besmele ile bitir diye buyurdu. Yolculuğa çıkarken borcun vakti geldiyse ödeyip yola çıkmalı, helal para ile yola çıkmalı, yol azığı edinmeli kimseye yük olmamak için, yolda arkadaşlarına ikramıda esirgememeli, arazide ise topluca yemeli, lokantada iseniz ferdi yemekte sakıncası yoktur, bütün bunlar ilave edebileceğimiz en büyük azık hiç şüphesiz edep ve zikir azığıdır, birde iyi bir arkadaş seçimi. Tek başına yolculuk yasaktır, çünkü tek başına yolculuk yapan avlanır. Çünkü şeytan daha çok tek başına yolculuk yapanı gafil avlamada mahirdir. En az dört kişilik gurupla yola çıkmak tavsiye olanı. Yolculukta seni yüzüstü bırakacak olanla sakın yola çıkma..Hepsinden önemlisi yolda fitne çıkarandan uzak durmaktır. Yolculukta iki kişide olsanız birininizi başkan seçin prensibinden hareketle Kur’anı en iyi bilen, eli açık ve en merhametli gibi özelliklere haiz başkan seçmeli. Allah Rasulü; Alllah katında arkadaşların en hayırlısı akadaşları için en hayırlı olanıdır buyuruyor. Bir insanı tanımak için üç şeyi yapmak yeterli demişler: —Komşuluk yap, —Yolculuk yap, —Ticaret yap. Velhasıl yol meşakkatir, ne kadar meşakkat o kadar ecir, onun için; Ya Hacı sabır demişler, çünkü Hac yolculuğu da çile ile dolu, Vesselam..
|
|
Üye İstatistikleriÜye Sayımız : 1522 Son Üyemiz : leskaloss Bugün Üye Olan: 6 Kişi Bu Ay : 63 Kişi
|